Platon’un DEVLET’inde Sanat diyaloğu

DEVLET (601a-602c)

carl van loo-medea
carl van loo-medea

– Öyleyse diyebiliriz ki şairler, Homeros başta olmak üzere, en yüksek değerleri anlatırken olsun, herhangi bir şeyi uydururken olsun, birer benzetmecidirler sadece; gerçeğin kendisine ulaşamazlar. Demin dediğimiz gibi, ressam nasıl kunduracılığın ne olduğunu bilmeden bir kundura resmi yapıyor, bir sanatı onlardan çok bilmeyenler de renklere, biçimlere bakıp onu sahici gibi görüyorlarsa, bu da öyle.

– Doğru.

– Şair de her halde ele aldığı sanata, kelimeler ve cümlelerle uygun renkler veriyor, aslını bilmediği şeyin öyle bir benzerini yapıyor ki, onun gibi yalnız kelimelerden anlayan kimseler, ölçüye, ritme, düzene kapılarak, şairin kunduracılığı da, savaş sanatını da tam olduğu gibi verdiğini sanıyorlar. Sözlerini öyle süslüyor ki sürüklüyor insanları. Şairlerin söylediğini şiirin renklerinden sıyırıp da yalın söze çevirdin mi ne hale gelir, bilirsin; denemişsindir sen de bunu.

– Evet.

– Bazı insan yüzleri vardır hani, tazelikten başka güzellikleri yoktur; gençlik bir çekildi mi üzelerinden, kimse bakmaz yüzlerine. Onlara benzetebiliriz şiirleri.

– Bu benzetme doğru.

– Şimdi şunu düşün bakalım bir de: Uydurma varlıklar yapan, benzetmeci dediğimiz adam gerçekten anlamaz, yalnızca görünüşü bilir değil mi?

– Evet.

– Yarıda bırakmayalım bu konuyu, sonuna kadar gidelim.

– Git bakalım.

– Ressam, bir dizgin, bir de gem çizdi diyelim.

– Peki.

– Ama bunları yapan saraçla demircidir.

– Dizginle gemin nasıl olacağını bilen ressam mıdır? Hatta onları yapan saraçla demirci midir? Bundan anlayan daha çok dizginle gemi kullanmasını bilen atlara bakan değil midir?

-Çok doğru.

– Bunu her şey için doğru sayamaz mıyız?

– Nasıl?

– Her şeye bağlı üç sanat var: Kullanma sanatı, yapma sanatı, benzetme sanatı.

– Evet.

– Bir ev eşyasının, bir hayvanın, bir davranışın özellikleri, güzelliği, kusursuzluğu neyi gözetir? İster insan, ister tabiat onu ne işte kullanmak için yapmışsa onu gözetmez mi?

– Başka şey gözetmez.

– Demek bir şeyi kullanmanın onu herkesten daha iyi bildiği, yapana gidip kullandığı aletin işe yarayıp yaramadığını söylemeye hakkı olduğu su götürmez. Örneğin, kaval çalan çaldığı kavalı yapana bilgi verir, kavalın nasıl olması gerektiğini söyler, o da sözünü dinler.

– Elbette.

– Demek ki kavalın iyi ve kötü taraflarını, çalmasını bilen söyleyecek, yapan da inanacak ona.

– Evet.

– Bir çalgıyı yapan, onun iyiliği, kötülüğü üstünde aldanmaz; çünkü çalana danışmış ve dedikleri tutmuştur; ama asıl bilgi çalgıyı kullanandadır.

– Doğru.

– Peki ya benzetmeci? Resmini yaptığı şeyi kullanır da mı bilir, iyisini, kötüsünü ayırt eder? Yoksa gider, bilenlere danışır, dediklerine uyar da öylemi yapar resimlerini?

– Ne onu yapar benzetmeci, ne de bunu.

– Demek ki benzetmeci benzettiği şeylerin aslını ne kendi bilir, ne de başkalarından öğrenir.

– Öyle görünüyor.

– Yaptığı şeyleri bilmeyen bir usta! Ne hoş değil mi?

– Pek hoş değil doğrusu.

– Yaptığı her şeyi benzetecek,ama iyi mi, kötü mü olduğunu bilmeyecek. Benzetmeye çalıştığı şey de her halde halka ve bilgisizlere güzel gelen neyse o olacak.

– Başka bir şey olamaz ki.

– İşte şimdi iki şey üzerinde anlaştık sanırım. Biri şu: Benzetmeci benzettiği şeylerin ne olduğunu pek bilmez, yaptığı iş ciddi insanlara yakışmayan bir oyundur. Öteki de şu: Tragedya şiiri düzenler, ister İambos, ister Epos ölçüsünü kullansınlar, bal gibi benzetmecidirler.

– Tamam.

– Peki, Zeus’un başı için, bu gerçekten üç derece uzak bir şey değil mi? Söyle öyle değil mi?

– Öyle.

Kaynak: Platon (1980). Devlet. Çeviren: Sabahattin Eyüpoğlu ve M. Ali Cimcoz, İstanbul: Remzi Kitapevi, s. 287-289.

Le Corbusier

Le Corbusier (telaffuzu: [lə kɔʁbyzje]) olarak tanınan Charles-Edouard Jeanneret (6 Ekim 1887 – 27 Ağustos 1965) İsviçre asıllı Fransız mimarModernizm‘e ve Uluslararası Uslüp’e yaptığı katkılar ile tanındı. Kariyeri uzun yıllar sürdü ve Avrupa‘da, Hindistan‘da ve Rusya‘ya başlıca olmak üzere oldukça mühim binalar inşa etti. Aynı zamanda; şehir plancısı, ressamheykeltıraşyazar ve modern mobilya tasarımcısıydı.[1]

Modern yüksek tasarımın öncü çalışmalarını yaptı ve kendisini toplu konutlar ve kalabalık şehirler için daha iyi yaşam koşullarını sağlamaya adadı. Daha sonra eleştirmenler tarafından mimarlık biçimi-stili ruhsuz monolitler olarak (yekpare dikmeler) ve kendini beğenmiş olarak eleştirildi.[2]

Yaşamı

Çocukluğu ve öğrencilik dönemi

Le Corbusier, İsviçre’de La Chaux-de-Fonds‘da doğdu. Babası saat kadranı ustasıydı, annesi ise piyano dersleri veriyordu. Le Corbusier 13 yaşında okulu bırakarak babasının yanında çalışmaya başladı. Aynı zamanda Uygulamalı Sanatlar Okulu’na yazıldı. Orada çizim ve sanat tarihi öğretmeni olan Charles L’Eplattenier’in etkisiyle mimarlığa ve “Arts and Crafts” hareketine ilgi duymaya başladı. Henüz öğrenci iken kübist çizgiler taşıyan bir cep saati tasarımıyla Torino’da uluslararası bir ödül kazandı.[3]

1908’de Paris’te Auguste Perret’nin (1874-1954) yanında çalışmaya başladı ve ondan betonarmenin ilkelerini öğrendi ve aynı zamanda Paris’in kültürel yaşamında yer almaya başladı. 1910’da betonarme bilgisini geliştirmek için Almanya’ya gitti ve orada mimarların bir birliği olan “Deutscher Werkbund” üyeleriyle ilişkiler kurdu. Berlin’de bir süre ilk sanayi tasarımcılarından bir olan Peter Behrens’in yanında çalıştı. Ardından mimarlık eğitiminin en önemli evresi olarak nitelediği ve aralıklarla dört yıl süren doğu gezisine çıktı. Bu dönemde gördüğü Antik Yunan mimarlığı äle Balkanlarda ve Anadolu’da gördüğü yerel mimarlık ve Osmanlı mimarlığı Jeanneret’i derinden etkiledi, onun için önemli bir esin kaynağı oldu.[3]

Erken dönem çalışmaları

Le-Corbusier-Platz Bern sokak tabelası

1915’te Dom-ino Evi (Dom-Ino House) ve Pilotis Villası üzerine çalıştı. Dom-Ino Evi daha sonra hem kendisinin hem de modern mimarinin yapısal temelini oluşturan bir örnek oldu.[3] Bu projede Jeanneret ilk defa yapı çatısını iç mekan düzenlemesinden ayırıyor ve “mobil mimarlığın” gelecekteki tezlerinin işaretini veriyordu.[4] 1916’da tasarladığı Villa Schob (ya da Villa Turque) ise oryantal tarzda çalışmaları idi. Art arda dar ve geniş bölümlerden oluşan simetrik ızgara planlarıyla saray-ev temasını işledi.[3]

1917’da yeniden Paris’e yerleşen Le Corbusier ressam Amédée Ozenfant’la (1886-1966) tanıştı ve hiç mimarlık işi bulamadığı için Ozenfant’ın etkisiyle ressamlığa yöneldi[4] ve düşüncelerini onunla birlikte çıkardıkları L’Esprit Nouveau (Yeni Ruh) dergisinde savundu. Buradaki yazılarını “kuzgunumsu” anlamına gelen, aynı zamanda dedesinin adından (Lecorbézier) türettiği “Le Corbusier” takma adıyla imzaladı ve sonraları da bu adı kullanmaya devam etti ve bu adla tanındı.[3] Hatta birlikte “Kübizmden Sonra” başlıklı bir manifesto-kitap yazdılar. Basel’de bankacılık yapan Raoul La Roche, Jeanneret’in tablolarının düzenli müşterisi oldu ve Jeanneret de açık artırmalara La Roche adına katılıp resimler satın alıyordu.[4]

İlk önemli kitabı olan Bir Mimarlığa Doğru 1923’te yayımlandı. Le Corbusier kitabında geleneksel, süslemeci mimarlık anlayışının tersine, yalın ve işlevsel yapıları savunarak, toplu konut anlayışına yeni bir boyut getirdi. Temel yaklaşımı olan işlevselciliği detaylı şekilde ortaya koydu. Buna göre mühendisliğin yaşadığı hızlı değişim mimarlıkta karşılığını bulamamıştı. Dönemim mühendislik ürünleri olan otomobiller, uçaklar, yolcu gemileri mimarlığın geçirmesi gereken değişimi açıklamak için önemli araçlardı.[5] Kitabında o dönemde mimarlıkla ilgili en ileri fikirleri bir arada bulmak mümkündü. Kitabında tahıl silolarının, yük gemilerinin, uçak ve otomobillerin resimleriyle yer verdi. Parthenon ile 1921 model bir spor araba olan Delage grand-spor‘a aynı sayfada yer vermesi iğrenç bir provokasyon olarak görüldü. Corbusier bu kitapta kendisi için hep geçerli olacak olan mimarlığın beş ilkesini de belirtiyordu. Bunlar şöyle sıralanıyordu:[4]

  1. Engelle karşılaşmadan evin içinden geçen temel direk
  2. Duvara göre özerkliği bulunan yapı çatısı
  3. Her kata kendine özgü bir nitelik kazandıran özgür plan
  4. Özgür cepheler
  5. Teras çatı

“Bir Mimarlığa Doğru” 1923 Paris’inde şaşkınlık ve tepki doğurdu. Aslında La Corbisuer’in fikirleri aydınlanma döneminin başından beri gözlemlenebilecek şeylerdi. Mühendis “geleceğin adamı” olmuş, mimar “geçmişin adamı” olarak kalmıştı. Bunu değiştirmek için Le Corbisuer’in önerdiği yüzen şehir olarak yolcu gemisi Jules Verne‘de, Viollet-le-Duc‘de vardı. “Ev ikamet edilen bir makinedir” sloganı F.L. Wright tarafından kullanılmıştı. Le Corbisuer’in ışıyan kent hayali de aslında ütopik komünist Fourier’in düşlediği bir ortak yaşam yeri olan “phalanstère” (manastır ve Roma phalanx’ının birleşimi) idi. Hatta SSCB’nin doğusu Le Corbusier’i oldukça heyecanlandırmıştı.[6] Ancak kitabı çok ağır eleştiriler aldı, insanlar bir manastırda ya da bir yolcu gemisi kamarasında yaşamaya istekli değillerdi. Francatel’e göre Le Corbisuer, makineci, rasyonalist ve militarist ideolojilerin hepsini şahsında toplamıştı. Onun hayal ettiği dünyada “neşe ve temizlik zorunlu olacaktır. Bu dünya bir toplama kampı evreni, daha doğrusu bir getto” idi.[6]

1923-24 yıllarında La Roche ona ilk başyapıtını yaratma imkânı sağladı. Bahçe gibi düzenlenmiş teras çatısıyla çok renkli La Roche binası. İkinci başyapıtı ise 1929-1931 yıllarında tasarladığı Poissy’deki La Savoye villası oldu.1930-31 yıllarında Champs-Elysees’deki bir binanın tepesine çok lüks bir daire, bunun dışında Var’da Madame de Mandrot için bir villa inşa etti. Zengin müşterileri için müstakil evler tasarlarken, kent halkı için toplu konutlardan oluşan bir dünya düşünüyordu.[6]

Şehircilik Çalışmaları

Le Corbusier’in 1925’teki Süsleme Sanatları Sergisindeki Nouveau Esprit payyonunda sergilediği Paris için düşünülmüş şehir modeli. Projeye kendisini destekleyen otomobiv sanayicisi Voisin’in adına ithafen Plan Voisin adını vermiştir.

1922 yılında Le Corbusier’i bir ressam-dekoratör olarak kabul eden “Sonbahar Sergi Salonu” organizatörleri ondan sergi için bir çeşme projesi sipariş ettiler. Bu teklife çok sinirlenen Le Corbusier şöyle cevap verdi: “Tamam size bir çeşme yapacağım, ama çevresine de üç milyonluk bir yerleşim yeri koyacağım”[6] Ardından Amerikan gökdelenlerinin etkisiyle merkezinde 24 tane 60 katlı haç planlı büro binasının ve 10-12 katlı konut bloklarının olduğu ve bu merkezin yeşil bir alanla çevrelendiği “Üç Milyonluk Çağdaş Kent” tasarımını yaptı.[3]

Yine 1922’de “Citrohan” standart ev projesini çizdi. Le Corbusier’in Citroën araba markasının adını çağrıştıracak şekilde seçtiği bu isim evleri de arabalar gibi fabrikada inşa edip, sonra götürüp bi yere yerleştirme fikrinden kaynaklanıyordu. Le Corbusier bunun için gerekli kazık temeller fikrinden asla vazgeçmedi, hatta sonraları 1956’da Marsilya’daki konut birimlerinde bu düşüncesini uyguladı.[6]

1924 yılında Paris’te Sevres sokağındaki eski bir manastırın uzun koridorunu kiralayarak atölyesini kurdu ve kuzeni Pierre Jeanneret ile ortak çalışmaya başladı. 1925 yılında “Süsleme Sanatları Sergisi”nde bir mimarın evini inşa etmesi istendiğinde yine itiraz etti. Bir ev herkes için tasarlanmalıydı. Sergi yönetimiyle yaşadığı sürtüşme yüzünden Le Corbisuer’in pavyonunun “L’Esprit nouveau” etrafı çitlerle örülüp girişi yasaklandı. Pavyon ancak Eğitim ve Güzel Sanatlar Bakanı Anatole de Monzie’nin araya girmesiyle açılabildi. Le Corbusier çatışmadan çekinmediği gibi, üstelik bir de “Günümüzde Süsleme Sanatı” adında bir kitap yazdı.[6]

Sergideki pavyonda sergilediği projede Paris’in büyük kısmını yeniden düzenliyordu. Ren nehrinin kuzeyini tümüyle yıkıp altmış katlı haç şeklinde yapılmış dev kulelerin, ortagonal caddelerin ve park benzeri yeşil alanların olduğu bir plan sergiliyordu.[3]

1925’te Paris’teki uluslararası bir dekoratif sanatlar sergisinde Le Corbusier’nin, yaşayan hücre olarak nitelediği ilk ev modeli yer aldı. Hücre adını verdiği birimler bir araya getirildiğinde bir blok oluşturuyordu. Bu bloklardan biri Marsilya‘da 1946-1952 yılları arasında yapılan Unite d’Habitation‘dur (Yerleşim Birimi).

1928 yılında SSCB’de Kooperatifler Birliği Centrosoyouz’un kooperatif merkez binası için düzenlediği uluslararası yarışmayı kazandı. Bütün tasarımı bitirdi ancak Sovyet yetkilileri olan anlaşmazlıktan dolayı proje hayata geçirilemedi. Daha sonra projenin yönetimini Nikolai Kolli aldı ve Le Corbusier ile yazışarak binayı onun düşüncesine göre yaptı. Bina Le Corbusier’in beş temel ilkesinin tümünü yansıtır, sadece iç tasarımda Stalinist dönemin yeni zevklerini taşır. Yapı ofislerin olduğu üç dikdörtgen bina ile konser salonu ve büyük salonun olduğu, caddeye açılan kavisli dördüncü binadan oluşur.[7]

Ustalık Dönemi Çalışmaları

Le Corbusier evi: Le Corbusier’in çalışmalarına adanmış İsviçre sanat müzesi- Zürih

Le Corbusier, Uluslararası Modern Mimarlık Kongreleri (CIAM)‘ın kuruluş çalışmalarına da katıldı ve danışmanlık yaptı, konferanslar verdi.[3] CIAM tarafından belirlenen Atina Tüzüğü’nde kent planlamasının temel ilkeleri dört işlev üzerine kuruluyordu: barınma, çalışma, dinlenme ve ulaşım. Bu temel ilkeler Le Corbusier’in kent planları tam da bu bu işlevlere göre bölgeleme anlayışını yansıtıyordu: Merkezde yüksek katlı çalışma alanları ve çeperinde sosyal aktivitelerle birlikte düşünülmüş konut bölgeleri ve onları birbirine bağlayan çok şeritli otoyollar.[5]

Konut Birimi (Unite d’Habitation) bu anlayışın örneklerinden biridir. Doğrusal bir düzen içinde yer alan iki katlı konut birimleri iki yönden güneş alabilmekte, alışveriş, yemek ve temizlik gibi hizmetler yapının içinde sağlanmaktadır.[3] 1.800 kişiyi barındıracak 18 katlı bu yapının içinde, rafa dizilen şişeler gibi yerleştirilmiş, apartman dairelerinin yanı sıra, anaokulu, tiyatro, alışveriş merkezi, spor salonu gibi ortaklaşa kullanılacak hizmet birimleri bulunuyordu.

Kesintisiz bir arazi kullanımı gerçekleştirmek için ayaklar üzerine yükselen yapının boyutları Le Corbusier’in Modülör adını verdiği oran sistemine göre düzenlenmiştir. Bu oran sistemi 1.83 boyundaki bir insanın (belinin yerden yüksekliği 1.13 metre, elini kaldırdığında 2.26 metre) boyu ölçü olarak kullanılmıştır. Le Corbusier prefabrik ve endüstriyel yapım teknikleri için bir rehber olarak düşündüğü Modülör’i 1946″da açıkladı ve iki yıl sonra da yayınladı. Bu dönemde yaptığı en önemli ve en sıra dışı yapısı silo benzeri kuleleri, mantar başına benzeyen kalın beton örtüsü ve küçük açıklıklarıyla Ronchamp Şapeli’dir. (1954)[3]

1951-56 arasında Hindistan’da Chandigarh’da tasarladığı simgesel özelliği güçlü yapılar, 1958’deki Brüksel Dünya Sergisi’nde hiperbolik paraboloit form kullandığı Philips pavyonu yine önemli eserleridir. Le Corbusier’in son yapıtları Yat Kulübü (1965, Chandigarh), Zürih Sergi Pavyonu [8](1967) ve Venedik’teki Merkez Hastanesi (1965) oldu.[3]