Picasso, kübizm denildiğinde akla ilk gelen isim olmasına rağmen bu ifade tamamen doğru değildir. Çünkü Picasso, tüm yaşamı boyunca kübizme adanmış bir ressam değildir. Paris ortamının estetik değişimlerinden etkilenip, zamanın zihnine uygun çalkantılı bir dönemde kübizmle tanışıp yeni bir formu deneyimlemiştir. Bu formu enerjik bir yaşam anlatısıyla pekiştirdiği Avignonlu Kadınlar gibi çalışmalar ile kübizm ruhunu tüm evrene yaymıştır. Evrendeki değişen kozmik enerjinin, dönemin siyasi çalkantıları arasında kendine yeni bir ruh ararken kübist öğretiler maddeye dair getirdiği yeni yorumlarla anlamın tek bir tane olmadığını kanıtlamıştır.

Picasso, sanatında yeni arayışların ve deneyimlerin peşinde olup kendi aynasından sanatı görmüştür. Onun için sanat tarihinin kuramı ve sanatın yaratıcı özellikleri onu tercihlerinden sonrasıydı. Sanat üretiminin hızı, kendi yüksek enerjisinin ve gücünün esiri oluyor. Formu çizgiyle, hacimle ve renkle parçalayarak insanın dramatik, ikili paradokslarını ortaya seriyordu. Picasso tam bir form canavarıydı, önüne gelen her şeyi sanatına konu edinerek içindeki vahşiyi çıkarmaya çalışıyordu. Avrupa’da İspanya, Fransa ile kıyaslandığında emperyalist yarışta geride bir devlet olarak kalmıştı. Picasso’da Paris’te bir İspanyol gibi kendini aşmak istiyordu. Orta halli bir ailenin çocuğu olarak resim yapan bir ailede büyümüştü. Onun İspanyol kökleri Paris sanat çevresinde unutulmayacak kadar güçlüydü.
Onun sanat entelektüeli Braque ile tanışıp kübizm’i benimsemesi neredeyse birbirine benzer resimler yapmaları o dönemin sanat geist’ına uygun bir hareketti, misyonunu tamamlayınca herkes kendi gerçeğine doğru yöneldi. Braque, kübizmi bırakmayarak sanat kariyerini en iyi kübist eserler yaparak sürdürdü. Bir sanat entelektüeli için kübizm sanatın gerçek haliydi ve sadece formun hareketi odağına alan biçemi olarak tanımlamak uyandırdığı kozmik anlamların yanında hiçbir şeydi.
Kübizmin yeni form anlayışı, maddeci yanının ne olacağına dair kaygılar Picasso’nun şahsına münhasır özellikleri sayesinde gözden kaçıyordu. Picasso, Berger’in analiz ettiği gibi yukardan inme bir istilacıydı, İspanyol kimliğinden kaynaklı yaşadığı duygulanım, arzularını kişiliğinin odak noktası yapması ve karakterindeki enerjik yapı neredeyse Picasso’nun resimlerindeki kıvılcımı ateşleyen unsurlardır. Kübist eğilimler, kübist işlerden sonra içselleşmiş olarak formun kafa karıştırıcı yanını betimlemede, sür realist imgeyi yaratmada etkin olmuştur. Sanat formunun ifade etmenin dışında bir şey söylememesi, kübist formların yarattığı kargaşa dolu havanın doğrudan izleyiciye ulaşması, konunun şiddet ve cinsellikle dolu bireysel kaosun dile getirilmesidir. Bu tarz bir sanat istencinin bir üslup edinememesi sanatın doğal koşullarını bırakıp üretimin kurallarını düşünen zihnin bıraktığı yapıt gerçekliği ile açıklanabilir. Sanatçının istediği olmuş, bir üslup gerçekliği picasso’nun gizemli evrenine ulaşmamıştır.

Picasso’nun değişken yapısı hiçbir yerde çok fazla kalmamasından anlaşılabilir. Onun hareketi durmamak üzerine koşullanmış içsel bir düşünüm olmaktan ziyade hareketin kendisiydi. O bir şeyin aracısız kendi mi yoksa temsili bir imgesi mi olma yönünde tam bir karar vermemişti. Bu kesin noktaya gelinceye değin de birçok hüznün, anlatının, klasik formları deneyimlemesi gerekmişti. Deneyimden ve yaşamdan çıkan anlamı, resmin yansıtması gerektiğine inanıyordu. Kübizmin melez yaklaşımı Picasso’nun içindeki ikircikliği anlatmak için idealdi. Realist, heykelsi imgeler, tek rengin üzerinde yoğunlaşmış duygu yoğunlukları kübizmin başkaldırdığı form üsluplarının içinde erimiş kendine bambaşka bir inşa yeteneği kazanmıştı. Şimdi soyut ve gerçek üstü arasında gerçek üstüne doğru bir yönelim, zaman zaman tasarıma dönüşen yapıt çokluğu yerini alıyordu.
Sanatın imge bağlamında kübizm ve gerçek üstücü, ironik, şaşırtıcı imgeleri yeni bir bağlama kendini bırakıyordu. Sanat, görünen- görünmeyen boyutunda imgeyi yeniden kuruyordu. Görünen imge sanata içkin realist, romantik, inşacı, simgeci modelleri tasfiye ediyor, izlenimci resmin kendini sunan, davetkar tavrından kurtuluyordu. Kübistlere göre gözün tek gördüğü karşısına çıkan şeyler değildi. Verilen bir nesnenin tüm noktalarının anlatılacak bir toplamı içermesiydi. Resim, yüzeyin her bir noktasında inşa ediliyordu. Bu yüzeyde her türlü bozma, manipülasyon, abartı ve ironi yapmak serbesti.
Picasso’nun gitar resminde gitar dışında gördüğümüz her bir parça gitarı temsil etse de aslında gitarla ilgisi olmayan nesnelerden oluşuyordu. Analitik kübizm kolaj mantığını etkin bir şekilde devreye sokarak sanatın zihinsel yanına önemli bir vurgu yaptı. Temsilin bozulması, imgenin farklı bir formda yeniden üretilmesiyle çöpler, yaşama yeniden iade edilmişti. Yaşamdan elde ettiği he şeyi sanatında kullanan Picasso, bir bakıma gerçek bir gösteri yıldızıydı. Resimlerinde sıklıkla kullandığı palyaço bir metafor olarak kendisini anlatıyor ve yaşadığı ikili duygu dinamiklerini ortaya seriyordu. Sanatçının dağınık, plastik filozofiden yoksun bir yol izlememesi onun sanatında oturduğu düşünsel zeminin zayıflamasına neden olmuştu.
Yapıtlarının her birinde içine girebildiğimiz bağlamla sınırlı bir Picasso sergisi izlemek zorunda kaldık. Sanatçının aurası ve onun inandıkları sanat yapıtında kübizm dışında çok fazla rol oynamamıştı. Picasso, çok fazla otobiyografik bir yol izlemiş olmalı ki sanatın sınırsız ucu açıklığı, onun sonsuz bir uzamla ilgili herkesi kuşkuya düşürmüştür. Picasso, herkesle oynamayı seven, şüphe uyandıran, sanatla arınmayı seçen güçlü bir çığlıktı. Sanatın seçtiği üsluplarını denemiş kararlı bir yolda sanatın tinsel hareketiyle ilgili bir kuramda bulunmamıştır.
Sanatçının kendisi sanatla nesneleşmeye çalışırken yoğun bir enerji boşalımı yaşamıştır. Bu sınırları zorlayan enerjinin formlaştırdığı hareket sanata farklı bir yönden bakmanın penceresini açarken izleyen herkesin de kafasını karıştırmıştır. Sanatın tinselliğinin vardığı bir hakikat olgusu yerine modernin yarattığı hezeyanların insan ruhunda verdiği zararla bir anlam boşalması yaratılmıştır. Bu boşalmanın her şeyi sanata çeviren profesyoneller tarafından büyük bir Picasso anlatısına döndüğü ve her zaman arafta kalan bir Picasso samimiyetinin de sorgulandığı açıktır.
Hep bugün için resim yaptığını söyleyen sanatçının geçmişteki klasik formları bugünde parçalayıp onları tanınmaz hale getirmesi bugün için kurban edilmiş klasik estetiğin sanatçı tarafından kayboluşunu imler. Bu bütünü bulmak için yapı söküme uğramış, parçalı yapılardır. Hiçbir zaman geçmişteki gibi bir bütün olarak kalamazlar. Avignonlu kızların, Ingres’ın Türk hamamı’ndaki oryantalist erotizmi taşımaması formun derinliklerinde temsili yıkmaya çalışan bir sanatçı tavrı sergilemesindendir. Seçtiği konular da Velasquez’in nedimeleri form açısından değerlendirilen ve kübik dönüşüme uğratılan imgelerdi. Sanatında formdan imgeye zamanın ve mekanın alt üst edildiği tüm tarihsel anlatıların modern sanatı yeniden yaratmak için kullandığı bir gözle değerlendiriyordu. Picasso’nun klasik sanat yapıtlarına olan müdahaleleri, sanatın konusundan çok sanata dair inancın bir bitme noktasına geldiği nihilist bir zamana denk geliyordu.

Picasso, denemeler yapmaktan ve konuşmaktan, canlı bir sosyal hayattan bıkmıyordu.Arkasında bıraktığı onlarca biyografi, tanıtım yazısı ve eleştiri yeni bir Picasso yaratmaya yeterdi. O da bunu arzu etmiş, egosu hayli şişirilmiş bir sanatçı olarak resminde bitmeyen hüzün ve düş kırıklıkları o dönemin insani yanını gösterirken en çok da Picasso’nun içindeki picassoyla örtüşmeler sergiliyordu. Picasso, kendini başkalarından daha çok anlatmış bir isim olarak her zaman kafaları karıştırdı. Bu karışıklıkta sanatçı Picasso’yu bulmakta zorlanırlarsa resimlerine aniden baktıklarında gördükleri her işaretin, her bir parçasında Picasso’ya ait bir şey bulurlar.
